Cumartesi, Ağustos 06, 2022

Eski İstanbul – Haydarpaşa’dan Bostancı’ya

Burası İstanbul boğazının bir kısmı, Kadıköyü rıhtımında, Haydarpaşa limanı ve Haydarpaşa Garı’na karşı bir bankta oturmuşum. Şehre bende birinin çocuksu merakı içinde, sokakların, taşların, duvarların ve bilimum insan eliyle yapılagelmiş çeşitin resmini ya retinaya ya da objektife düşürmüşüm az önce geçtiğim sokaklardan, mesela Rüştiye caddesine paralel Behiç Bey (İntaniye) Lojmanları ve civarında gördüğüm İstanbul’daki son emsalleri 80’ler öncesinde kalmış müstakil görünümlü evlerin salaş bahçelerinden ve çağrışımlarından odağa düşen imgeler... Bütün bu şekiller sabahın bu erken saatinde güneş ışığı henüz yumuşak ve okşayıcı iken daha belirgin. Hatlar, çizgiler, biçimler, renkler kendileri gibi… Şiş bilekli adamın baktığı taraftaki Haydarpaşa limanı, 19.cu asrın ortalarında, İzmit demiryolunun da devreye girmesiyle hareketleniyor, biraz geçince büyük bir Gar yapılması için vakit gelmiş oluyor, Haydarpaşa denilince ilk akla gelen şey Gar binası ve çevresi oluyor, oysa tarihe ve çevreye bakarsak Haydarpaşa, Kırım savaşındaki müttefikimiz olan İngiliz askerlerinin gömüldüğü İngiliz mezarlığı ve çevresini, İbrahimağa ve Acıbadem’i kapsayan bir alanın adıdır. Bugün o alanda, Rüştiye caddesinin bitimindeki köprüden bakarsak Khalkedon yerleşkesinin üstünde yapılan arkeolojik kazı alanını görürüz ve belki o anda bir peri bir Fenike kolonisi olan Megaralılara kadar giden geçmişin karanlık sayfalarından çıkıp kulağımıza bir şeyler fısıldar. Haydarpaşa Garı’nı Ağusto 1908’de bitiren ekibin iki Alman mimarı Otto Ritter ve Helmut Cuno idi. Onlar da Haydarpaşa’nın sırtlarında konumlanmış Yeldeğirmeni’ndeki Sünget apartmanı, Valpreda, Kehribarchi, Demirciyan gibi apartmanlarda mı kalırlardı bilmem, ama Yeldeğirmeni’nin gelişiminde Haydarpaşa Garı’nın önemli bir yeri var.  Haydarpaşa adının nerden geldiği tartışma konusudur, kimine göre Kanuni dönemine uzanır kimine göre III.Selim dönemine, ama Haydarpaşa denilince tartışmasız bir isim varsa  o da Hügnen olarak bilinen Alman kökenli Eduard Huguenin’dir. Kimdir kısaca Bay Hügnen olarak bilinen tarihi şahsiyet? Hügnen Haydarpaşa Gar’ının açıldığı tarih olan 1908’den Behiç Erkin’in 1923’de göreve TBMM tarafından göreve atanmasına kadar Gar’ın umum müdürlüğünü yapan şahıstır. Hırslı ve renkli kişiliğiyle tanınan Bay Hügnen denilince aklıma iki yer gelir ki, o iki yer de bendenizin çocukluğunun geçtiği semtlerde bulunan evlerdir, ilki 1903 yılında Bostancı’da on üç dönümlük arazi üstüne yaptırdığı köşktür. Arsa bir Ermeni vatandaştan alınır, o vakit üstünde Cizvit tarikatına ait birkaç yüzyıllık bir manastırın kalıntıları yer alırmış. Önünden geçen sahil yolunun o vakitler olmadığı düşünülürse köşk ve arazi denize sıfır konumdadır inşaa edildiğinde. Şehre Bende’nin Bostancı ile alakası ise çocukluk ve ergenlik çağımının köşkün az ötesinde bulunan Bostancı köprüsünden girilen Kasaplar çarşısını takiben konumlanmış plajlardan,  Derya, Yumurcak, Deniz plajları arasında bulunan kadınlar bölümü ve erkekler bölümü olarak ikiye ayrılan, kadınlar bölümüne Kadınlar Hamamı denilen, Teksin Plajından gelir, annem yaz mevsimlerini burda, kadınlar hamamında geçiren plajın gediklileri arasındaydı, avanesi genişti, seveni çoktu, beyaz cildini cömertçe güneş ışınlarına teslim ettiğinden bronzlaşmış teni imrendiriciydi, aktar aldığı badem, kakao, havuç yağlarını kendi terkip ederdi, onun gibi muntazam güneş yağları kullanmasam da sabah akşam denizde olduğumdan ben de güneşten nasibimi alırdım, saçlarım nerdeyse civciv sarısına dönerdi sezon sonunda, aynı zamanda plajın fahri cankurtaranıydım, on bir yaşında boğulmakta olan genç bir kızı kurtarmıştım, benden iki yaş büyük olan kızla bir yaz boyunca biraz duygusal bir sezon yaşamıştık.

Bay Hugnen’in benimle alakası olan öteki evi ise kışlık olarak kullandığı Taksim’de şimdiki AKM’yerinde bulunan evdir. Binanın yerinde daha önce de karakol varmış, ben binayı fotoğraflardan biliyorum, doğup büyüdüğüm ev meydana bakan bir konumdaydı (Dalan Tarlabaşı’nın bir yanını yıktırıp yol açtığı için) Bay Hügnen’in evinin fotoğrafının ortaokuldayken bir dergide görmüştüm, sanırım Hayat Dergisiydi, Bostancı’daki köşkle ilgisini sonradan öğrenecektim, Bostancı’daki köşkü sonradan  Gürcistan kökenli bir çift almış, Borkar ve Madam Tamara adlarını taşıyan çiftten, dolayı köşk Tamara Köşkü olarak tanınmış.

Bir Pazar sabahı iyice menzilimin dışına çıkıp, Haydarpaşa-Bostancı arasında tavaf eyledim, denize bakan şiş bilekli adamsa hala aynı halet-i ruhiye içinde denize bakmaya devam ediyor, adamın denizle kurduğu bu melankolik ilişkiden havalanan esin perisi ise vazifesini yapmış olmanın huzuru içinde yeni vazifelerine doğru havalandı az önce…


Hiç yorum yok:

Boyalı Kuş

Jerzy Kosinski Boyalı Kuş’ta bir kuşçudan bahseder kitabın bir yerinde, kuşçu biraz psikopat ve sadisttir, sevgilisi ortalıkta görünm...