4 Şubat 2022 Cuma

Buraya Kadarmış

Otuz yıldır ikamet ettiğim ev dağıldı, eşyalarıyla, kitaplarıyla, hatıralarıyla birlikte tarih oldu, çok uzak olmayan bir tarihte bina da yıkılınca geriye tek bir iz bile kalmayacak o evdeki yaşantımızdan. Kişisel tarihimize düştüğümüz bu tarihle birlikte canım annemden ayrılmak zorunda kaldım, bu ayrılığı geçici bir süre zannediyordum, işleri yoluna koyunca tekrar bir arada olacaktık, diye düşünüyordum. Hayat biz planlar yaparken kıs kıs gülermiş. Üç gün önce annemi kaybettim. Aniden. Bir gün önce konuşmuştuk, çok kötü görünmüyordu meğerse son görüşmemizmiş. İnsan bir an var ve bir an yok, üç gecedir, annemin olmadığı uykulara yatıyorum. Dün arkadaşım yarım zanax verdi, hatırlayamadığım kadar uzun süredir ilk kez sekiz saat uyumuşum, belki rahatlamış olmanın verdiği bir imkan bu satırları yazabiliyor olmam.  

Annemi defnettiğim günün akşamı duşa girdim, duştan akan suyun altında bir süre hareketsiz kaldım, annemin son anları, resüsitasyon (ölüm odası aslında), doktorun annemin öldüğünü söylediği an, yıkılmam, kopmam, boşalmam, her şeyin anlamını kaybetmesi, sonra belgeler, morg, annemin yüzünde, sararmış yüzünde annemi görmeye çalışmam, canımın içinden kopan parçayı tekrar yerine koymaya çalışmanın nafile gayreti, hepsi duştan akan suyun altında bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ağladım. Ağladım. Ağladım. Duştan akan suya karışan göz yaşlarım bedenimden aşağı süzüldü, su giderinden geçti ve son yolculuğuna çıktı.

Birkaç senedir etkilendiğim yazarların anma günlerinde onlara dair bir şeyler yazıyordum, son iki aydır yazdıklarım sadece anma günlerinde olmuş, yeni fark ettim, sanırım, annemin ilahi ve nihai sona daha yakın olmuş olabileceği düşüncesi bilinçaltında yer etmiş. Ölüme yakınlaşmış olmanın duygusu. Gasilhanede onlarca tabutun arasında, defin anını bekleyen onca insan arasında hayatın hiçbir değeri, anlamı kalmıyor, öte yandan an geliyor yaşam sevincinin kaybolmadığını, yaşam enerjisinin hala mevcut olduğunu hissettiren bir haleti ruhiye aniden ve hızla kendini gösteriyor, bir “C” ve ölüm duygusu yerini yaşam duygusuna, yaşama arzusuna bırakıyor. Gökten mermi gibi düşen bir örsün beynimin tam ortasına çakılacağı bir anı beklediğim bir an bir sokak köpeği görüyorum komşu evin bahçesinden geçerken, köpek çatur, çutur, bir kemiği parçalıyor, sokak köpeği karnını doyurabildiği için sevinçli, köpeğin mutluluğu sirayet ediyor, yaşama sevinciyle sarılıyor bedenim bir anda, yine sokaklarda başı boş gezdiğimi, yine kaygısız dolaştığıma dair bir düşünce geçiyor içimden, sonra köpek kemiği parçalamayı bırakıyor, vakit nerdeyse gece yarısına yaklaşmış, sokak köpeğiyle birbirimize bakıyoruz bir süre, gözlerinde sıcaklığı, merhameti, şevkati görüyorum, hiçbir insanın veremediği bir sevgi seli akıyor içime, hepsi birkaç saniye içinde oluyor, sessiz bir dille sokak köpeğiyle anlaşıyoruz, benim de anam, babam yok, diyor sokak köpeği, onları hiç tanımadım, yine şanslısın sen, son anlarına kadar onların yanında oldun, iyi bir evlatsın sen, üzülme, ilahi döngü, kutsal dönüşüm, hepimizi, insana, hayvana, ağaca, çiçeğe, taşa, toprağa dönüştürür, Eşkiya’yı  hatırla diyor, onun yıldızlara kaydığı anı ve onun içindeki arıya dönüşme arzusunu. Geceye doğru sokak köpeğiyle birkaç saniye daha bakışıyoruz, hepsi bu işte, buraya kadarmış…  

Boyalı Kuş

Jerzy Kosinski Boyalı Kuş’ta bir kuşçudan bahseder kitabın bir yerinde, kuşçu biraz psikopat ve sadisttir, sevgilisi ortalıkta görünm...