12 Eylül 2018 Çarşamba

yol izlenimleri - 3


“çocuğum ayaklarınla koltuğu deleceksin az daha gayret edersen!”
“çok trafik var ağbisi sıkıldı çocuk”
“tamam da hanım teyze böğrüme böğrüme vuruyor kereta”
“Himmet sen de biraz rahat dur bak ağbi kızıyor”

adım adım ilerliyor trafik az ötede kaza olmuş, araçlar kazayı yapan iki aracın etrafından dolaşmak zorunda, bu arada karşıdan gelenler yol vermediğinden trafik kilit. Çocuk sıkılıyor ve belli ki hiperaktif, böğrüme vurmayı bıraktı ben kızınca. Kuyubaşı’ndan Müjdat Gezen kültür merkezine gelene kadar onbeş dakika geçti, şimdiye değin çoktan Kadıköy’de olmuştuk oysa. Dikiz aynasının altında “paramparça” yazıyor cama yapışık bir başka yazıysa “sevenler terketti bu gönül yasta”. melankoli. sıcak. dijital saat otuzdördü gösteriyor. otuzlu derecelere alıştık artık. saçlarından anlıyorum yabancı olduğunu. Türki coğrafyadan. muhtemelen bir evde çalışıyor. bakıcı ya da temizliğe gidiyor. memleketlisiyle konuşuyor. adamın arkası dönük. saçları dik. Orta Asya’nın genetik yapısı. kadın Türk insanının yapmadığı işleri yapıyor. sonunda yol açıldı. Hasanpaşa’ya geldik. İkinci Abdülhamit’in bahriye nazırı. Bozcaadalı. Camisi var. Kurbağalıdere caddesi de bu mahallede, Kadıköy Belediyesi’nin önünden geçiyor Altıyol’a doğru. oysa Kurbağalıdere deyince bildiğimiz dere akla geliyor, Yoğurtçu parkı boyunca akan. dereyi sonunda temizlediler. korkunç kötü kokuyordu eskiden. en son kefal sürülerini mutlu mesut yüzerken gördüm. akvaryum gibiydi. Kadıköy’e yaklaştıkça sıcak daha mı arttı ne ? Kadı’da bugün yaprak sarma var mıdır? daha yeni kahvaltı ettim ama yaprak sarma düşünüyorum. pis boğaz mıyım neyim ? İrfan bey sokağını geçiyoruz şimdi. kimdi İrfan bey ? daha önce yazıyla sormuştun bu soruyu, olsun yine sor, sora sora Bağdat bulunurmuş, peki öyleyse. Yavuztürk sokağa saptık nihayet, “Altıyolda inecekler kalmasın!” dedi şoför, birazdan Halitağa. saatçinin uyukladığı cadde. bir de gizemli 48 nolu binanın olduğu. bir de Kadı lokantası. hastasıyım. sayın internet siz ne diyorsunuz Halit ağa için. biliyorsun Kadıköy ağalar tarihi notları düşüyorum defterime. arama motorunda Halitağa at heykeline rastlıyorum. bilmediğim bir heykel. karıncalar bilmeden sever. kısa bir süre bir kafenin önünde kalmış şaha kalkmış bir vaziyette sonra kafe kapanmış. at heykelinin sonu çöplük olmuş. hazin bir hikaye. fotoğrafı “Kadıköy Günlüğü” adlı bir blogda gördüm. çöp konteynerinde bir at başı. yazık. Kadıköy Günlüğü bundan sekiz yıl önce Kasım’da yayına başlamış, sadece üç günde yaklaşık yirmi civarında yayın yapmış, hızlı başlamış, güzel bir düşünce, bir Kadıköylünün blog yazması semtle ilgili, fakat üç günde kalmış devam etmemiş. umarım bir sağlık problemi değildir bırakmasının sebebi. Halitağa diyordum; üçüncü Selim’in Darüssade ağası yani kızlar ağası ki Osmanlı sarayında bütün Enderun ve harem ağalarının en büyüğü. çeşmesi var caddede. 1795’de yapılmış. çeşmenin yanında ki ara sokakta bir kahvehane var, yazın en bunaltıcı günlerinde gölgede kalmış bu sokakta duvar boyunca dizili alçak tabureler Mandabatmaz’ın alçak tabureleri gibi. yazmak istiyorum. yaprak sarma kaldı mı acaba ? sokakların dili olsa da konuşsa…   


İnce Bir Boşluk

Ekrandaki dudaklar birbirine dokunacaktı nerdeyse ama izin vermedi paus tuşuna bastı. Oda loş. Bir saat sonra gece yarısı olacak, kalktı, ...