Çarşamba, Ekim 05, 2022

Yakınlaşan Şeyler Ağında

Kendimi örümceğin yerine koymaktan öte, ben bir örümceğim şimdi size bugün kurduğum ağa takılanları anlatacağım, desem sinekten, böcekten başka bir şey anlatmam mümkün olmazdı, -acaba?- ama örümcek olmadığımı biliyorum, sadece bir ağ meselesi var aramızda bizi yakınlaştıran, örümceğin sabrı ve ağıyla kurulan dünyadan gelenleri içeri aldığımız, an gelince dükkanın kepengine ciddiyetine göre tıklayan şeyleri içeri aldığımız.


Pazar, Ekim 02, 2022

tozutan dünyanın satır aralarında karşılaşma


Manes Sperber’e göre yazmak sonsuzluğa uzanan dolambaçlı bir yoldan geriye dönüş yolunu bulabilme girişimidir. Yazar 1905 Zoblotov doğumlu ve hasidik bir aileye mensup. O zamanlar Avusturya’ya dahil olan Zoblotov bugün Ukrayna sınırları içinde yer alıyor. Sperber, romancılığının yanında denemeci ve psikolog olarak da biliniyor. Türkçede can yayınlarından çıkan Parçalanmış gerçeklik adlı kitabı Hasan Cemal tarafından çevrilmiş. Sperber Alfred Adler’in öğrencisi ve politik bir duruş sergileyen bir yazar. Birinci dünya savaşı sırasında Alman Komünist partinin çalışmalarına katılmış, ikinci dünya savaşı sırasında ise Fransa’da faşizm karşıtı eylemlerde bulunmuş. Manes Sperber, “Yazmak Üzerine” adlı denemesinde, kendisinin felsefi romancı olarak sayılmakta olduğundan söz eder.

"Kitap, en dikkatli okurlarını bile ancak onlardan her birine sanki yalnız onun için kaleme alınmış bir mesajmış gibi seslendiği taktirde etkiler."

“Kitap, ancak okur ona kendi sesini ödünç verdiğinde canlanır ... Ölü harfler, kitapla okur arasındaki ikili söyleşide gerçek anlamına kavuşur; suskunluğun sesleri, kendi yankılarınca çağrılıyormuşçasına duyulmaya başlanır. Okurla kitap arasında oluşan mahremiyet atmosferinde saldırganca tozutan bir dünyanın ortasında iki yalnızlık birbiriyle karşılaşır.”


Salı, Eylül 27, 2022

bir meydanda bulunmuş şemsiye

Kalem, kağıt lazım, kağıt, kalem olsa, tam da kağıtla, kalemin beraberliğin tadını çıkaracakları huzurlu bir sabah güneşinde ne güzel olurdu. Kısaca anlatayım, tam ensemden gelen sevinçli çocuk seslerini, bir bebeğin muzur ağlamalarını, iki görevlinin mırıltılı konuşmasını da atlamak istemem, kağıt, kalemin de eksikliği bir yandan sorunsal bir duruma dönüşebilirdi. Geldi mi, duygular dile tercüme edilmeli, boşalmalı, yız, biz, hepimiz öyleyiz. Kağıt, kalem yok ama telefon var, fotoğraf da çeker, işte kayıt ve Seksek'den bir sayfanın yansıması: "Deliler gibi gülüyorduk, sırılsıklamken ikimiz de, ve bir meydanda bulunmuş şemsiyenin ölümü kendine uygun biçimde olmalı diye düşündük ikimiz de..." oh, huzur!

Cuma, Eylül 23, 2022

İki Eylemin Gizemli İlişkisi

“Niçin yazıyorsunuz?” yazarlar bu soruyla sık sık karşılaşır. Galiba pek de haz etmezler bu sorudan, çoğunlukla cevaplar belli, belirsizdir, en popüler olanı “bilmiyorum” gibi görünüyor ilk bakışta. Absürt bir tiyatro oyunu olan Gergedan’ın yazarı Eugene İonesco’da meşhur soruyla sıklıkla karşılaşmış olmalı, o soruya akılcı bir cevap veriyor “Siz neden okuyorsunuz?”, çevirisini Murat Belge’nin yaptığı “Yazar ve Sorunları” adlı bölümde (Yazıhane-Murathan Mungan) yazı yazmanın doğasına ve okumanın doğasına dair görüşlerini paylaşır. Yazmak ve okumak hangi paydaşlarda buluşur nerde ayrılır, bu iki eylem, bir biçimde kitaplarla belli bir ilişki düzeyinde herkesin aklının bir kenarında duran çok da net yorumlar içermeyen şeylerdir. Vaktiyle ilgimi epey çeken bu konunun üstünde yeterince durmamış olduğumu, Yazıhane’yi yıllar sonra yeniden okurken düşündüm.  

Salı, Eylül 20, 2022

Osiris'in Kitabı

İspanyol yazardan söz açılıyor, derken Fuentes’in birkaç öyküsünü sevdiğini ama Diana’yı okuyunca ondan soğuduğunu söylüyor, uzun zaman önce okuduğum için onu neyin rahatsız ettiğini anlamaya çalışıyorum, çünkü “soğumak” kelimesi bir zamanlar yazara ısınmış olduğunu,  aralarının iyi olduğunu işaret ediyor, onu rahatsız edebilecek bir şey aklıma geliyor, yanlış hatırlamıyorsam, Diana’nın bir yerinde o ateşli geceden kalan şey “şeftali tadı”, kimbilir, belki de bu, sormam gereksiz, merak da etmiyorum, aramızdaki hava akımına kendimi bırakıyorum sadece, benzetmelerden kaçınarak.

Sonra, o kadar kurguyla yaşıyoruz ki canım acıyor, diyor. Suskunluk giriyor araya, aramızdaki şeyin benzerliği bir tür itiraf gibi sanki. O an akışı olmayan sulara girdiğimizin farkındayız ikimiz de, can simidi Eric Satie, kadehteki kırmızı sıvı, bahçeyi aydınlatan ayışığı, bir de Osiris’in kıpırtısız bakışları. Yorulmuşuz. Sonra gece.  


Pazar, Eylül 18, 2022

Öykünün Boşluğundaki Liman

La Rioja ile hiçbir ilgim yok. Okurken yüzde doksan dokuz akışa kapılmayı amaçlarım. Ama bu kez arama motoru marifetiyle, Rioja’nın varlığına dair bir fikir için, okumaya ara verdim. Ama yüzeyden derine inmeden, Rioja’ya göç edecek kadar değil, Rioja, Arjantin’de bir şehir, o kadar.

Okurken Rioja’nın Güney Amerika’da olabileceğini sezmiştim diyelim, yazarın Arjantinli olmasının katkısı. Sonra bir de kız var, köylü kızı olduğundan söz etmişti hikayeyi anlatan. Hikaye gerçek miydi? Yazar yazdığını gerçekten yaşamış mıydı, diyelim ki yaşadı o zaman kendimizi daha mı iyi hissederdik? Bunun bir önemi var mıydı?

Hikaye yirmi sayfadan oluşuyor. Anlatıcı baştan hikayeyi kızdan duyduğunu vurgular. Az sonra, öykünün sonunda hikmeti anlaşılacak bir bilgiyi eklemeyi de ihmal etmez  “bir hastanede çalışıyorum” , daha çok Riojalı köylü kızının evdeki varlığı söz konusudur başlarda, çünkü bir hikaye anlatmakta anlatıcı da o hikayeyi yeniden anlatmaktadır, Rioja’lı kızın adı, Flora’dır, kız evde temizlikçi olmanın ötesindedir, ama ayrıntıya girmez anlatıcı kızın gözlerinin iri ve bakışlarının ürkek olduğunu, bir de memelerinin küçük olduğunu okuruz, o kadar. Aralarında tam olarak ne geçmiştir bilinmez, boşluklar vardır, ama boşluklar sürekli olduğundan, okumayı sürdürebilmek için, bir ima, bir çağrıştırım, durgun bir suya atılan taşın oluşturduğu büyüyen daireler okuru sürükler, iki boşluğu birbirine bağlar,  “renkli toz alma tüylerinden de, görgü kurallarından da daha çok işine yarayacak küçücük memeleriyle başkente gelen La Rioja’lı köylü kızı. Ben kendim için yazmayı seviyorum, bitirdiğimde, haz anından sonra bir erkeğin yana kayışı gibi oluyor, hani uyku bastırır” anlatıcı yazmayı sever, biz okurlar da severiz, ne kadar kendimizi kaptırırsak o kadar sevgimiz çoğalır, ama anlatıcı bizim gibi sırf sevdiği için mi yazar defterine yoksa aynı zamanda onları yayınlamanın ve okunmanın beklentisi içinde midir? Az sonra satırlar aydınlatır bizi (…) “ertesi günbambaşka şeyler tıklatır pencerenizi, yazmak bu bence, kepenkleri açmak, dışarıdakileri içeri salmak, defterler defterler dolusu: bir hastanede çalışıyorum, yazdıklarımı birilerinin okuması beni ilgilendirmiyor, ne Flora’nın ne bir başkasının; bir defteri doldurunca seviniyorum, sanki yazdığımı yayımlamışım gibi, ama yayımlamayı düşünmemiştim orası başka, derken pencere tıklatılıyor, cankurtarana yapışırcasına gelsin yeni defter.” 

Anlaşılan anlatıcının söylediği gibi Ben kendim için yazmayı seviyorum.” hakimdir, yazının ereğinde haz duygusu baskındır, “yazmayı seviyorum, bitirdiğimde, haz anından sonra bir erkeğin yana kayışı gibi oluyor, hani uyku bastırır” buradaki haz anının ne türden bir haz olduğunu söylemeye gerek var mı?

Belki başka bir yazının konusu olabilecek Yazmak fiili ve “Basic İnstinct” temel içgüdü arasındaki ilişki, her iki eylemin sonundaki doyum, çözülme ve mutlu son. Okur hayal gücünün eşiğine gelir, kapı aralanır. Cortazar öyküleri sıklıkla okuru boşlukları doldurmaya davet eder. Kimbilir, bilinmez, belki daha da ötesi söz konusudur…


Cumartesi, Eylül 17, 2022

Günlük Okumalar

Kundera ve Cortazar’dan birkaç cümle. Baharatlar tezgahın alt köşesinde, bahçe tarafı, sızma yağ girişteki dolapta, anahtar paspasın altında, kimin aklına gelir, bu kadar basit bir pasword, Ayhan34, ez az altı karakter, en az bir büyük harf ve rakam mecburi, aklıma ilk gelen, mikser orda değil en üst rafta, alışacaksın, ilk acemilikler, zamanla her şey yerli yerine oturur. Sonra kutlamalar başlar, gitgide sardırmanın keyfi için kadeh kaldırılır, “gitgide sardırmak” yani giderek yoğunlaşmak, Vüsat O. Bener, Bilge Karasu, Leyla Erbil, Sabahattin Ali başka koldan, gerçeklerin acıtan yüzü, yaraya tuz basma zamanında. Liste uzar gider. Harman yerine döner mutfak.


Boyalı Kuş

Jerzy Kosinski Boyalı Kuş’ta bir kuşçudan bahseder kitabın bir yerinde, kuşçu biraz psikopat ve sadisttir, sevgilisi ortalıkta görünm...